<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
  <title>DSpace Collection:</title>
  <link rel="alternate" href="http://hdl.handle.net/11607/1933" />
  <subtitle />
  <id>http://hdl.handle.net/11607/1933</id>
  <updated>2026-04-17T19:04:12Z</updated>
  <dc:date>2026-04-17T19:04:12Z</dc:date>
  <entry>
    <title>Menisküs yaralanmaları ve cerrahi tedavileri</title>
    <link rel="alternate" href="http://hdl.handle.net/11607/2248" />
    <author>
      <name>Alparslan, Bülent</name>
    </author>
    <author>
      <name>Çullu, Emre</name>
    </author>
    <id>http://hdl.handle.net/11607/2248</id>
    <updated>2016-03-03T01:00:54Z</updated>
    <published>2000-01-01T00:00:00Z</published>
    <summary type="text">Title: Menisküs yaralanmaları ve cerrahi tedavileri
Authors: Alparslan, Bülent; Çullu, Emre
Abstract: Menisküs iyileşme yeteneğinin gösterilmesinden ve fonksiyonlarının daha iyi anlaşılmasından sonra menisküs&#xD;
yaralanmalarının tedavisinde eksizyonel işlemlerin yerine menisküs onarımı düşüncesi ağırlık kazanmıştır. Hastanın&#xD;
yaşı, aktivite seviyesi, mesleği, beklentileri yanında menisküsün strüktürel yapısı, yırtığın lokalizasyonu, tipi,&#xD;
uzunluğu, stabilitesi ve yırtıkla birlikte olan yaralanmalar göz önünde bulundurularak menisküs lezyonunun&#xD;
tedavisi planlanmalıdır. Avasküler bölge yırtıklarında klasik onarım tekniklerine ilave olarak iyileştirmeyi arttıracak&#xD;
yöntemler de eklenmelidir.; A better understanding of meniscal functions and repair ability has led to treating a meniscus injury by repair,&#xD;
instead of excision. Patient s age, activity level, expectations, profession, structure of torn meniscus, accompanied&#xD;
injuries, localisation, type, longevity and stability of tear must be taken into consideration while planning the&#xD;
repair of a meniscal lesion. For avascular zone tears, procedures which promote healing have to be added to&#xD;
classical repair techniques.</summary>
    <dc:date>2000-01-01T00:00:00Z</dc:date>
  </entry>
  <entry>
    <title>Kubbe tipi yüksek tibial osteotomi sonrası Sagital plandaki tibial eğim değişiklikleri</title>
    <link rel="alternate" href="http://hdl.handle.net/11607/2247" />
    <author>
      <name>Çullu, Emre</name>
    </author>
    <author>
      <name>Aydoğdu, Semih</name>
    </author>
    <author>
      <name>Alparslan, Bülent</name>
    </author>
    <author>
      <name>Sur, Hakkı</name>
    </author>
    <id>http://hdl.handle.net/11607/2247</id>
    <updated>2016-03-03T01:00:53Z</updated>
    <published>2000-01-01T00:00:00Z</published>
    <summary type="text">Title: Kubbe tipi yüksek tibial osteotomi sonrası Sagital plandaki tibial eğim değişiklikleri
Authors: Çullu, Emre; Aydoğdu, Semih; Alparslan, Bülent; Sur, Hakkı
Abstract: Amaç: Tibial eğim diz biyomekaniğinde önemli bir anatomik unsurdur. Bu eğimdeki değişiklikler diz fonksiyonlarını&#xD;
ve bağlara olan yüklenmeleri değiştirir. Kubbe tipi yüksek tibial osteotomi sonrası tibial eğimde olası değişikler&#xD;
araştırıldı.&#xD;
Hastalar ve Yöntem: Çalışmada medial eklem aralığında ileri derecede gonartrozu olan ve bu nedenle yüksek&#xD;
tibial osteotomi uygulanan 40 olguda postoperatif tibial eğim değişiklikleri incelendi. Tüm olgulara kubbe tipi&#xD;
yüksek tibial valgizasyon osteotomisi uygulandı. Tesbit eksternal fiksatör ile sağlandı. Olgularda tibial eğim açısı&#xD;
operasyon öncesi ve sonrasında 4 değişik teknik ile ölçüldü. Yan grafilerde medial tibial platodan geçen tanjansiyel&#xD;
doğru ile tibial anterior kenar (TAK), tibial proksimal anatomik aks (TPAA), posterior tibial kenar (PTK) ve&#xD;
fibular proksimal anatomik aks (FPAA) ve bunlara dik çizilen çizgi arasındaki açı, tibial eğim açısı olarak&#xD;
değerlendirildi. Olgular postoperatif takip sürelerine ve elde edilen düzeltme derecelerine göre gruplanarak&#xD;
istatistiksel olarak değerlendirildi.&#xD;
Bulgular: Olguların ortalama 55 aylık takip süresi sonrasında ortalama TAK açısının 11.2°.den 7.9°.ye, TPAA&#xD;
açısının 7.5°.den 4.8°.ye, PTK açısının 5.6°.den 2.2°.ye, FPAA açısının 8.2°.den 3.7°.ye azaldığı gözlendi.&#xD;
Tibial eğimde tüm ölçüm değerlerinde operasyon sonrasında anlamlı azalma saptandı. Takip süresi ile eğim&#xD;
değişiklikleri arasında anlamlı bir farklılık gözlenmedi.&#xD;
Sonuç: Operasyon sonrası hipokoreksiyon elde edilen grupta, normo ve hiperkoreksiyon elde edilen gruba göre&#xD;
eğimde daha belirgin azalmalar saptandı. Postoperatif tibiofemoral valgus açısı arttıkça tibial eğimin de arttığı&#xD;
görüldü. Kubbe tipi yüksek tibial osteotomi sonrasında dört değişik teknik ile ölçülen tibial eğim değerlerinin&#xD;
anlamlı derecede azaldığı belirlendi. Yüksek tibial osteotomi sonrasında olası sagital plan değişikliklerinin ileride&#xD;
yapılabilecek bir total diz protezi öncesinde dikkate alınması gerektiği vurgulandı.; Purpose: Tibial slope (TS) contributes to knee biomechanics as an important factor in such a way that its&#xD;
changes after high tibial osteotomy (HTO) may affect ligament function and kinematics of the knee. We aimed&#xD;
to investigate whether there is a change of tibial slope following dome type high tibial osteotomy.&#xD;
Patients and Method: Fourty patients operated on for unilateral medial gonarthrosis by dome-type HTO and&#xD;
external fixation combination were reviewed retrospectively for the changes of TS. Four different measurement&#xD;
methods [anterior tibial cortex (ATC), tibial proximal anatomical axis (TPAA), posterior tibial cortex (PTC),&#xD;
fibular proximal anatomical axis (FPAA)] were used. Patients were grouped according to the length of follow-up&#xD;
period and to the corrections postoperatively obtained. Correlation between different parameters was also&#xD;
searched.&#xD;
Results: Preoperative mean ATC angle was 11.2°, TPAA angle was 7.5°, PTC angle was 5.6°, FPAA angle was&#xD;
8.2°. Postoperative mean ATC angle was 7.9°, TPAA angle was 4.8°, PTC angle was 2.2°, FPAA angle was 3.7°&#xD;
after mean 55 months follow-up. All the parameters used for TS measurement decreased postoperatively. No&#xD;
significant difference in TS among groups with different durations of follow-up could be found.&#xD;
Conclusion: Patients with hypocorrection (or recurrence of deformity) had a relatively larger decrease in TS,&#xD;
even in the form of anterior slope than those with normo- or hypercorrection. The higher the degree of postoperative&#xD;
femoro-tibial valgus, the higher was the degree of tibial posterior slope. All the measurement techniques showed&#xD;
a significant correlation both pre- and postoperatively. Tibial slope measured by 4 different techniques showed&#xD;
a significant decrease after dome-type HTO. Dome-type HTO may also change significantly as seen in other&#xD;
HTO techniques, although it does not depend on a bone wedge removal or addition. This  parasitically  sagittal&#xD;
plane changes should be taken into account for subsequent reconstructive procedures such as total knee&#xD;
arthroplasty.</summary>
    <dc:date>2000-01-01T00:00:00Z</dc:date>
  </entry>
  <entry>
    <title>Gebeliğe bağlı coombs negatif hemolitik anemi</title>
    <link rel="alternate" href="http://hdl.handle.net/11607/2246" />
    <author>
      <name>Camcı, Celalettin</name>
    </author>
    <author>
      <name>Bolaman, Zahit</name>
    </author>
    <author>
      <name>Sönmez, Hulki</name>
    </author>
    <author>
      <name>Öge, Ayşin</name>
    </author>
    <author>
      <name>Çiçek, Ceyhan</name>
    </author>
    <author>
      <name>Yavaşoğlu, İrfan</name>
    </author>
    <id>http://hdl.handle.net/11607/2246</id>
    <updated>2016-03-03T01:00:49Z</updated>
    <published>2000-01-01T00:00:00Z</published>
    <summary type="text">Title: Gebeliğe bağlı coombs negatif hemolitik anemi
Authors: Camcı, Celalettin; Bolaman, Zahit; Sönmez, Hulki; Öge, Ayşin; Çiçek, Ceyhan; Yavaşoğlu, İrfan
Abstract: Gebeliğe bağlı otoimmün hemolitik anemi nadir görülen ve genellikle Coombs testi (DAT=Direk antiglobulin test)&#xD;
negatif saptanılan bir klinik tablodur. Bu makalede 36 yaşında ikinci hamileliği sırasında Coombs negatif hemolitik&#xD;
anemi saptanan ve steroid tedavisi ile hemoliz kontrol altına alınabilen bir hastamızı sunmaktayız.; Hemolytic anemia associated with pregnancy is a rare and usually Coombs  test (direct antiglobulin test=DAT)&#xD;
is negative. In this paper we presented a woman who had DAT negative hemolytic anemia during the second&#xD;
pregnancy. In patient hemolysis was controlled with steroid therapy.</summary>
    <dc:date>2000-01-01T00:00:00Z</dc:date>
  </entry>
  <entry>
    <title>Swyer-james (macleod) sendromu : bir olgu sunumu</title>
    <link rel="alternate" href="http://hdl.handle.net/11607/2245" />
    <author>
      <name>İnan, Gülten</name>
    </author>
    <author>
      <name>Türkmen, Münevver</name>
    </author>
    <author>
      <name>Yenigün, Ayşe</name>
    </author>
    <author>
      <name>Sönmez, Ferah</name>
    </author>
    <author>
      <name>Bıçkıcı, Alper</name>
    </author>
    <id>http://hdl.handle.net/11607/2245</id>
    <updated>2016-03-03T01:00:49Z</updated>
    <published>2000-01-01T00:00:00Z</published>
    <summary type="text">Title: Swyer-james (macleod) sendromu : bir olgu sunumu
Authors: İnan, Gülten; Türkmen, Münevver; Yenigün, Ayşe; Sönmez, Ferah; Bıçkıcı, Alper
Abstract: Swyer-James (MacLeod) sendromu, akciğerlerin bir veya birkaç lobunun ya da tamamının hiperlusent görünümü&#xD;
(havalanma fazlalığı), aynı tarafta hiler gölge azlığı, güçlükle görülebilen arter ağı ile karakterize radyolojik bir&#xD;
antitedir. Çocukluk çağında geçirilen pnömoni veya obliteratif bronþiolit ataklarına veya obliteratif vaskülite bağlı&#xD;
olabileceği düþünülmektedir.&#xD;
Öksürük þikayeti ile getirilen yedi yaþında erkek hastanın öyküsünden bir yaþında iken bronkopnömoni nedeniyle&#xD;
iki kez hastanede yattığı, baþka bir hastanede bronkoskopi yapıldığı yabancı cisim tespit edilemediği, ter testinin&#xD;
normal bulunduğu, kıþ aylarında sık sık hastalanarak öksürdüğü öğrenildi. Fizik muayenesinde genel durumu iyi&#xD;
idi. Solunum sisteminin muayenesinde sol tarafta solunum sesleri azalmıþ olarak iþitiliyor, inspiryumda ince raller&#xD;
ve ekspiryumda sibilan raller alınıyordu. Diğer sistem bulguları normaldi. Laboratuar tetkiklerinde tüberkülozu&#xD;
düþündürecek bir bulgu yoktu. A1 antitripsin düzeyi normaldi. Akciğerlerin bilgisayarlı tomografisinde de sol&#xD;
akciğer volümünde azalma, hiperlüsent görünüm, pulmoner arter dallarının küçülme ve incelme olduğu belirlendi.&#xD;
Bu bulgular ile Swyer-James (MacLeod) sendromu olduğu düþünüldü. Akciğerlerin perfüzyon sintigrafisinde sol&#xD;
akciğer parankiminin sağa oranla belirgin düzeyde inceldiği ve düþük düzeyde perfüzyon gösterdiği belirlendi.&#xD;
Akciğerlerin ventilasyon sintigrafisinde ise sol akciğer gösterilemezken sağ akciğerin normal sınırlarda ventile&#xD;
olduğu sapandı.&#xD;
Etyolojisi tam olarak aydınlatılmamıþ olan bu sendrom literatür bilgileri ıþığında tartıþmak amacıyla sunuldu.; Swyer-James syndrome is a radiologic entity characterized by hyperlucency of one or several lobes, or even of&#xD;
one lung, scarce hilar shadow on the same side as the transradiency, and barely visible arterial network on the&#xD;
abnormal side of the thorax. Generally, it is acquired subsequent to viral bronchopulmonary infections in childhood.&#xD;
A seven year old boy was admitted to our hospital with complaining of a cough. He had been hospitalised for&#xD;
bronchopulmonary infections when he was one year old. During follow up, hyperlucency of the left lung was&#xD;
seen on his chest x-ray. However, sweat testing and bronchoscopy examinations were found normal. Physical&#xD;
examination showed markedly decreased breathing sounds in the left hemitorax with fine inspiratory crackles and&#xD;
expiratory wheezes. The chest x-ray revealed hyperlucency of the left lung. A diagnosis of Swyer James&#xD;
syndrome was confirmed by computerized tomographic scans of chest and perfusion and ventilation lung&#xD;
scintigraphy. Computerized tomography findings were hyperlucency and decreased volume of left lung and thin&#xD;
pulmonary artery branches. Small left lung parenchyma and decreased perfusion were found on radionuclide&#xD;
scans. The scan showed markedly diminished ventilation, diminished vascular flow and diminished perfusion&#xD;
unilaterally on the left lung.&#xD;
We suggest that this condition should be considered during the differential diagnosis of a patient with unilaterally&#xD;
hyperlucent lung.</summary>
    <dc:date>2000-01-01T00:00:00Z</dc:date>
  </entry>
</feed>

