<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
  <title>DSpace Collection:</title>
  <link rel="alternate" href="http://hdl.handle.net/11607/1782" />
  <subtitle />
  <id>http://hdl.handle.net/11607/1782</id>
  <updated>2026-05-05T00:11:21Z</updated>
  <dc:date>2026-05-05T00:11:21Z</dc:date>
  <entry>
    <title>Tinnitus ve suisit: olgu sunumu</title>
    <link rel="alternate" href="http://hdl.handle.net/11607/1896" />
    <author>
      <name>Derin, Serhan</name>
    </author>
    <author>
      <name>Beydilli, Halil</name>
    </author>
    <author>
      <name>Acar, Ethem</name>
    </author>
    <author>
      <name>Şahan, Murat</name>
    </author>
    <author>
      <name>Şahan, Leyla</name>
    </author>
    <id>http://hdl.handle.net/11607/1896</id>
    <updated>2016-02-17T01:00:53Z</updated>
    <published>2015-01-01T00:00:00Z</published>
    <summary type="text">Title: Tinnitus ve suisit: olgu sunumu
Authors: Derin, Serhan; Beydilli, Halil; Acar, Ethem; Şahan, Murat; Şahan, Leyla
Abstract: KBB pratiğinde en sık izlenen yakınmalardan birisi kulak çınlamasıdır (tinnitus).&#xD;
Tinnitus tek başına bir yakınma olabileceği gibi işitme kaybı, baş dönmesi gibi&#xD;
semptomlarla da birliktelik gösterebilir. Tinnitus hayat kalitesini ileri düzeyde&#xD;
bozacak kadar şiddetli olabilir. Çok nadir durumlarda suisite neden olabilir&#xD;
Bu makalede tinnitus nedeniyle suisid girişiminde bulunan 61 yaşında kadın&#xD;
olgu sunuldu. Hastanın 2 ay önce geçirdiği seröz otit sonrası her iki kulakta sürekli&#xD;
vasıfta çınlama şikayeti mevcuttu. Medikal tedaviye rağmen şikayetlerinde&#xD;
gerileme olmadığını ve son dönemlerde çınlamaya bağlı uykusuzluk şikayetinin&#xD;
de eklendiğini ifade etti. Mevcut durumla baş edemeyen hasta çaresizlik içinde,&#xD;
suisit amaçlı 3 yudum tuz ruhu (Hidroklorik asit) içmesi sonrası yakınları tarafından&#xD;
acil servisimize getirildi. Hastanın yapılan fizik muayenesinde vital bulgular&#xD;
stabildi. Ağız tabanı mukozası, gingiva, sert ve yumuşak damakta yaygın&#xD;
ülsere alanlar izlendi. Hastanın yapılan laringoskopik incelemesinde larengeal&#xD;
yapılar ileri derecede ödemli ve ülsereydi. Otoskopik muayenede her iki timpanik&#xD;
membran miringosklerotikti. Hasta solunum sıkıntısı açısından yakın takibe&#xD;
alındı. Trakeostomi gerektiren bir durum izlenmedi.&#xD;
Sonuç olarak tinnitus şikayeti ile başvuran hastaların yakınmasının şiddeti sorgulanmalı,&#xD;
bu hastalarda depresif bulguların da bulunması halinde suisid girişiminde&#xD;
bulunabilecekleri akılda tutulmalıdır. Bu hastaların sadece kulak burun boğaz&#xD;
kliniklerince değil, gerekli durumlarda psikiatri kliniklerince de değerlendirilerek&#xD;
destek alması sağlanmalıdır.; Tinnitus is one of the most common complaints in otolaryngology practice. Tinnitus&#xD;
may often be accompanied with hearing loss and vertigo. Tinnitus may&#xD;
impair the quality of life in advanced degrees. In very rare cases, it may cause&#xD;
suicide.&#xD;
In this report, we presented the case of a 61-year-old female patient who attempted&#xD;
suicide due to tinnitus. She suffered from constant tinnitus in both ears&#xD;
since she had undergone serous otitis media two months ago. Despite medical&#xD;
treatment, tinnitus did not improve, and lately, she suffered from severe insomnia.&#xD;
Due to severe tinnitus and insomnia, she drank hydrochloric acid. She was&#xD;
consequently admitted to our emergency department by her family. On physical&#xD;
examination, the patient’s vital signs were stable and floor of the mouth mucosa,&#xD;
gingiva, and hard and soft palate had widely ulcerated areas. Severe laryngeal&#xD;
edema and ulceration was observed on laryngoscopic examination. The eardrum&#xD;
was myringosclerotic on otoscopic examination. The patient was closely&#xD;
followed for respiratory distress; however, tracheostomy was not required.&#xD;
The abovementioned case suggests that patients admitted with complaints of&#xD;
tinnitus should be questioned for severity of depressive symptoms, considering&#xD;
that the presence of depressive symptoms in these patients may result in an&#xD;
attempt of suicide. These patients should be evaluated not only in otolaryngology&#xD;
clinics but also in psychiatric clinics, and subsequently receive appropriate&#xD;
support.</summary>
    <dc:date>2015-01-01T00:00:00Z</dc:date>
  </entry>
  <entry>
    <title>Subaksiyal servikal bölge travmalarında cerrahi yönetimi: olgu sunumu</title>
    <link rel="alternate" href="http://hdl.handle.net/11607/1864" />
    <author>
      <name>Aydın, Hasan Emre</name>
    </author>
    <author>
      <name>Özbek, Zühtü</name>
    </author>
    <author>
      <name>Vural, Murat</name>
    </author>
    <author>
      <name>Arslantaş, Ali</name>
    </author>
    <id>http://hdl.handle.net/11607/1864</id>
    <updated>2016-02-17T01:01:06Z</updated>
    <published>2015-01-01T00:00:00Z</published>
    <summary type="text">Title: Subaksiyal servikal bölge travmalarında cerrahi yönetimi: olgu sunumu
Authors: Aydın, Hasan Emre; Özbek, Zühtü; Vural, Murat; Arslantaş, Ali
Abstract: Günümüzde teknolojinin ilerlemesi ve motorlu taşıt kullanımının artması sonucunda&#xD;
omurga yaralanmaları sık karşılaşılan bir durum haline gelmiştir. Sıklıkla&#xD;
motorlu taşıt kazaları sonrası oluşan omurga travmaları en sık servikal özellikle&#xD;
de alt servikal de denilen subaksiyal servikal bölgede görülür ve hastaların %70&#xD;
inde nörolojik hasar meydana gelir. Halen tartışmalı olmakla birlikte nörolojik&#xD;
değerlendirme için güncel ve son zamanlarda kullanımı yaygınlaşan sınıflama&#xD;
motor, duyu kayıpları ve bunlara bağlı özürlülük oranlarını içeren ASIA (American&#xD;
Spinal Injury Association) sınıflamasıdır. Subaksiyal servikal travmalarda&#xD;
akut nörolojik kötüleşme acil cerrahi tedavi endikasyonudur. Anterior veya posterior&#xD;
tekniğin seçimi büyük oranda yaralanma mekanizması, etkilenen dokulara&#xD;
ve sonrasında oluşan nörolojik hasara bağlıdır. Hasta durumu ve instabilite tedavi&#xD;
kararını belirleyen en önemli iki faktördür. Anterior yaklaşım rutin kullanılabilen&#xD;
kolay uygulanan bir cerrahi teknik kabul edilse de ileri derecede stabilizasyon&#xD;
bozukluğu gösteren üç kolonuda tutan burst fraktürlerinde yetersiz kalmaktadır.&#xD;
Kliniğimizde uyguladığımız anterior plak vida tekniği ve posterior lateral mass&#xD;
vida uygulaması literatür gözden geçirilerek iki olgu eşliğinde tartışılmış, en iyi&#xD;
klinik sonuçların tek başına anterior cerrahi uygulanan vakalarda alındığı gözlense&#xD;
de instabil kompresyon ve patlama kırıklarında instabilitenin fazla olduğu&#xD;
durumlarda hastada nörolojik defisit ve üç kolon tutulumu olmasa dahi posterior&#xD;
füzyona ihtiyaç duyulduğu gözlenmiştir.; These days, as a consequence of the improvement in technology and increase in&#xD;
the use of motor vehicles, spine injuries have become common. Spine traumas,&#xD;
which often occur after motor vehicle accidents, are observed mostly in cervical&#xD;
regions, particularly in the subaxial cervical region, which is also known as the&#xD;
subcervical region, and neurological damage occurs in 70% of the patients. Despite&#xD;
still being controversial, the common ranging for neurological evaluation&#xD;
is the American Spinal Injury Association ranging, which includes the motor and&#xD;
sensory loss and accordingly, the impairment rate. In subaxial cervical traumas,&#xD;
acute neurological deterioration is an indication and therefore requires urgent&#xD;
surgical treatment. The choice of anterior or posterior approach substantially&#xD;
depends on the traumatization mechanism, affected tissues, and neurological&#xD;
deterioration occurring after. The state of patient and instability are the most&#xD;
two important factors affecting the treatment decision. Although the anterior&#xD;
approach is accepted as a routinely available and easily applicable surgical technique,&#xD;
it lacks in the burst fractures involving the three colons, which shows a&#xD;
stabilization disorder. The anterior plate screw technique and posterior lateral&#xD;
mass screw application applied in our clinic are reviewed in literature and are&#xD;
discussed in two cases. Although the best clinical results are achieved in cases&#xD;
where only anterior surgery is performed and in cases where instability is excessive,&#xD;
in unstable compression and blow-out fractures, even if neurological deficit&#xD;
and three colon involvement are not observed in the patient, the requirement of&#xD;
posterior fusion is observed.</summary>
    <dc:date>2015-01-01T00:00:00Z</dc:date>
  </entry>
  <entry>
    <title>Nadir bir olgu sunumu: ince bağırsak yerleşimli dev anjiyomiyolipom</title>
    <link rel="alternate" href="http://hdl.handle.net/11607/1824" />
    <author>
      <name>Gürcan, Sevilay</name>
    </author>
    <author>
      <name>Meteoğlu, İbrahim</name>
    </author>
    <author>
      <name>Açıkalın, Uğur</name>
    </author>
    <author>
      <name>Kahraman, Nesibe Çetin</name>
    </author>
    <author>
      <name>Tunçyürek, Pars</name>
    </author>
    <id>http://hdl.handle.net/11607/1824</id>
    <updated>2016-02-13T01:00:59Z</updated>
    <published>2015-01-01T00:00:00Z</published>
    <summary type="text">Title: Nadir bir olgu sunumu: ince bağırsak yerleşimli dev anjiyomiyolipom
Authors: Gürcan, Sevilay; Meteoğlu, İbrahim; Açıkalın, Uğur; Kahraman, Nesibe Çetin; Tunçyürek, Pars
Abstract: Anjiyomiyolipom değişen oranlarda yağ doku, düz kas dokusu ve kan damarlarından&#xD;
oluşan, mezenkimal bir tümördür. Ekstrarenal anjiyomiyolipom çok nadir&#xD;
olup, en sık karaciğerde saptanır. İnce bağırsak anjiyomiyolipomu oldukça nadirdir.&#xD;
Bu olgu sunumunda halsizlik ve karın ağrısıyla başvuran ve ince bağırsak&#xD;
mezenter yerleşimli anjiyomiyolipom tanısı alan 32 yaşındaki bir erkek hasta sunulmaktadır.&#xD;
Hastanın çekilen alt abdomen bilgisayarlı tomografisinde batında&#xD;
kitlesel lezyon saptanmış ve ince bağırsak segmental rezeksiyonu yapılmıştır.&#xD;
Patolojik değerlendirmeye gönderilen materyalin mikroskopik incelemesinde&#xD;
serozal yüzden başlayarak mukozaya dek uzanan kistik dilate damar yapıları,&#xD;
yağ doku ve kas doku içeren tümör gözlendi. Uygulanan immünhistokimyasal&#xD;
boyamada, Aktin, Desmin, Vimentin, CD31, CD34 ve D2-40 ile tümörün çeşitli&#xD;
alanlarında boyanma izlendi. Bu histopatolojik bulgular ile olguya ince bağırsak&#xD;
mezenter yerleşimli anjiomiyolipom tanısı konuldu.; An angiomyolipoma is a mesenchymal neoplasm of the tumor and is composed&#xD;
of a varying heterogeneous mixture of blood vessels, smooth muscles, and adipose&#xD;
cells. Extra-renal angiomyolipomas are rarely seen and are most commonly&#xD;
found in the liver. Angiomyolipomas of the small intestine are extremely rare. We&#xD;
report the case of a 32-year-old man who had an ileal angiomyolipoma and who&#xD;
clinically presented with weakness and abdominal pain. A computed tomography&#xD;
scan of the abdomen showed a massive lesion, and segmental resection of&#xD;
the small intestine was performed. In the microscopic examination of the material&#xD;
that was sent for pathological evaluation, a tumor that included a cystic&#xD;
dilated vascular structure, adipose tissue, and muscular tissue extending from&#xD;
the serosa to the mucosa was seen. On immunohistochemical staining, various&#xD;
regions of the tumor were stained positive by actin, desmin, vimentin, CD31,&#xD;
CD34, and D2-40. With these histopathological findings, the patient was diagnosed&#xD;
with angiomyolipoma of the small intestinal mesentery.</summary>
    <dc:date>2015-01-01T00:00:00Z</dc:date>
  </entry>
  <entry>
    <title>Bir üniversite hastanesi çocuk ve ergen psikiyatrisi polikliniğine başvuran olguların tanıları ve sosyodemografik özellikleri</title>
    <link rel="alternate" href="http://hdl.handle.net/11607/1818" />
    <author>
      <name>Demikaya, Sevcan Karakoç</name>
    </author>
    <author>
      <name>Aksu, Hatice</name>
    </author>
    <author>
      <name>Yılmaz, Nevzat</name>
    </author>
    <author>
      <name>Özgür, Börte Gürbüz</name>
    </author>
    <author>
      <name>Eren, Esra</name>
    </author>
    <author>
      <name>Avcil, Sibel Nur</name>
    </author>
    <id>http://hdl.handle.net/11607/1818</id>
    <updated>2016-02-13T01:00:34Z</updated>
    <published>2015-01-01T00:00:00Z</published>
    <summary type="text">Title: Bir üniversite hastanesi çocuk ve ergen psikiyatrisi polikliniğine başvuran olguların tanıları ve sosyodemografik özellikleri
Authors: Demikaya, Sevcan Karakoç; Aksu, Hatice; Yılmaz, Nevzat; Özgür, Börte Gürbüz; Eren, Esra; Avcil, Sibel Nur
Abstract: AMAÇ: Çalışmamızda çocuk ve ergen psikiyatrisi polikliniğine başvuran olguların&#xD;
sosyodemografik özelliklerinin, geliş şikayetlerinin ve aldıkları tanılarının&#xD;
değerlendirilmesi amaçlanmıştır.&#xD;
GEREÇ VE YÖNTEMLER: Adnan Menderes Üniversitesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi&#xD;
polikliniğine 01 Şubat-31 Temmuz 2014 tarihleri arasında başvuran olguların&#xD;
dosya verileri geriye dönük olarak incelenmiştir.&#xD;
BULGULAR: Çocuk psikiyatrisi polikliniğine altı aylık zaman diliminde başvuran&#xD;
toplam 832 olgunun %41,8’i kız, %58,2’si erkekti. Kızların ve erkeklerin yaş ortalaması&#xD;
sırasıyla 10,8±4,9 ve 8,5±4,7 iken, en sık başvuru 12-18 yaş aralığında&#xD;
idi. Olguların annesi ve babası birlikte olanlar %81,1 iken, yetiştirme yurdundan&#xD;
gelenler %0,8 oranındaydı. Akraba evliliği oranı %13,7 olarak saptandı. Anne ve&#xD;
baba eğitim seviyesi en sık ilkokul mezunu idi (sırası ile %47, %45,6). Annelerin&#xD;
%15,6’sında, babaların %7,6’sında psikiyatrik öykü mevcuttu. Polikliniğe başvuru&#xD;
nedenleri incelendiğinde %21,9’unun sağlık kurulu, %13,8’inin adli değerlendirme&#xD;
ve %11,2’sinin konsültasyon amaçlı başvurduğu, kalan %52,9 olgunun genel&#xD;
poliklinik değerlendirmesi için başvurduğu saptandı. Genel polikliniğe en&#xD;
sık sinirlilik (%15,7), dikkat eksikliği/hareketlilik (%14,8), konuşmada gecikme&#xD;
(%10,5), korkular/kaygılar (%5,9) ve ders başarısızlığı (%5,7) şikayetleri ile başvuruların&#xD;
yapıldığı belirlendi. Hastaların aldıkları tanılar ise en sık olarak dikkat&#xD;
eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) (%20,6), diğer yıkıcı davranış bozuklukları&#xD;
(%12,4) ve anksiyete bozukluğu (%10,2) olarak saptandı.&#xD;
SONUÇ: Çalışmamızda en sık başvuru şikayetinin sinirlilik, en sık alınan tanının&#xD;
ise DEHB olması bu alanda yapılan diğer çalışmalarla benzer niteliktedir. Sonuçlarımıza&#xD;
göre, çocuk psikiyatrisine başvuran ailelerde ebeveynlerde düşük eğitim&#xD;
seviyesi ve yüksek psikiyatrik hastalık yükü mevcuttur. Bu veriler koruyucu ruh&#xD;
sağlığı hizmetlerinin geliştirilmesi için risk faktörleri olarak değerlendirilebilir.; OBJECTIVE: The aim of this study is to evaluate the sociodemographic characteristics,&#xD;
complaints, and diagnoses of individuals who were admitted to a child&#xD;
and adolescent psychiatry outpatient clinic.&#xD;
MATERIALS AND METHODS: Medical charts of the patients who were admitted&#xD;
to the child and adolescent psychiatry unit of Adnan Menderes University&#xD;
between February 1st and July 31st, 2014 were retrospectively studied.&#xD;
RESULTS: The rate of girls and boys from a total of 832 cases who were referred&#xD;
to the child and adolescent psychiatry outpatient clinic in the six month period&#xD;
was 41.8% and 58.2%, respectively. The mean age of the girls and boys was&#xD;
10.8±4.9 and 8.5±4.7 years, respectively. The most common age range was between&#xD;
12 and 18 years. The proportion of patients who lived with both parents&#xD;
was 81.1%; however, the proportion of individuals brought in by institutional&#xD;
caregivers was 0.8%. The proportion of consanguineous marriages was 13.7%.&#xD;
The education level of mothers and fathers was mostly a primary school degree&#xD;
(47% and 45.6%, respectively). A positive psychiatric history was present&#xD;
in 13.7% of the mothers and 7.6% of the fathers. Reasons for child psychiatric&#xD;
assessments were as follows: 21.9% for disability report, 13.8% for forensic evaluation,&#xD;
11.2% for consultation, and 52.9% for general psychiatric evaluation. Referral&#xD;
complaints were irritability/anger (15.7%), attention deficit/hyperactivity&#xD;
(14.8%), delay in speech (10.5%), fear/anxiety (5.9%), and poor school performance&#xD;
(5.7%). The diagnoses were as follows: attention deficit hyperactivity disorder&#xD;
(ADHD) (20.6%), other disruptive behaviors (12.4%), and anxiety disorder&#xD;
(10.2%).&#xD;
CONCLUSION: We revealed that the most common referring complaint was irritability/&#xD;
anger and that the most common diagnosis was ADHD in our patient&#xD;
group, which was similar to previous studies. Our results showed that a low&#xD;
parental educational level and a positive history for parental psychopathology&#xD;
were common in child psychiatry referrals. These data may be considered as risk&#xD;
factors for developing protective mental health services</summary>
    <dc:date>2015-01-01T00:00:00Z</dc:date>
  </entry>
</feed>

